Aykut Kocaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aykut Kocaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20.03.2012

Fenerbahçe:2 Galatasaray:2

Maçın 23űncű dakikası, top Galatasaray’da. Lig TV yakın çekim yaptığı sırada tribűnlerde kulağını kapatan taraftar gözűme ilişiyor. Saraçoğlu’nda 55000 kişi top rakipteyken öyle yűksek desibelle ıslıklıyor ki, taraftarlardan biri kulağını tıkamak zorunda kalıyor. Fenerbahçeli taraftarlar böylesi bir motivasyonla tribűndeydi . Maalesef oyuncular da ayni yűksek motivasyona sahiptiler. 2-0’dan sonra oyunu bir tűrlű soğutamadılar.


Fenerbahçe maçın başında, ancak sezonun en iyi 10 golűnű izlerken arka arkaya görebileceğimiz tűrden iki golle 2-0 one geçti. Bu dakikadan sonra bir Fatih Terim karakteristiği olarak Galatasaray’ın daha da hırslanıp daha çok pres yapmaya başlaması beklenen bir durumdu. Bu durumdan kurtulmak icin ayağa pas yaparak sakin oynamak, biraz oyunu soğutmak gerekiyordu. Ama Fenerbahceli oyuncular ilk 20 dakikalık oyunu sűrdűrmeye çalıştılar ve karşılaştıkları baskıya dayanamadılar. Őnce sűrekli top kaybettiler ardından geriye yaslandılar.


Selcuk İnan ve Melo çarkları döndűrmeye başladığında, artık Galatasaray tum sistemleri çok iyi işleyen bir mekanizma halini almıştı. Selçuk İnan’ı seyretmek benim için işkence gibi bir şey. Fenerbahçe’de olsa ne kadar çok değişirdi diye dűşűndűkçe sinirlerim bozuluyor. Selçuk’u Manisaspor’da oynarken transfer etmek önemliydi. Manisaspor’dayken de ben iyi futbolcuyum diye bağırıyordu oysa ki.

Bir tűrlű etkili olamayan Mehmet Topuz, hem eski gűnlerin hatrına hem de yedeğinin Orhan Şam olmasından dolayı sesimizi çıkaramadığımız Gökhan Gönűl’űn kötű oyunu Galatasaray’ın baskısını iyice arttırdı. Ah be Stoch ne oldu sana boyle bir anlayabilsek? Bari sen gűnűnde olsaydın da şu garip değişikliği yapmasaydı Aykut Hoca. Maalesef ki Galatasaray’ın 2-0’dan maçı beraberliğe getirmesine çare bulamadı Kocaman.

Bienvenu oyuna girerken aklima geldi. Bir Semih Şentűrk vardı ne oldu ona? Bienvenu kadar dakika almayı haketmiyor mu acaba?

5.08.2010

Objektif Değilim!




Yazıya başlamadan önce Aykut Kocaman’la ilgili bir postu hatırlatmak isterim: http://kombinebilet.blogspot.com/2008/03/aykutun-gizli-jbilesi.html

Ankaraspor'u çalıştırdığı dönemde Aykut Kocaman'la Ankara’da karşılaşmıştım. Hemen Fenerbahçe’ye gelseniz ne güzel olur diye söze başlamıştım. O, “Olacaksa doğru zamanda, doğru şekilde olsun” demişti. Belki olabilecek en kötü zamanda, en kötü şekilde oldu…

Aykut Kocaman bu takımın başına geldiyse, bu takımda gerçek anlamda köklü değişiklikler yapmak için geldi. Unutulmaması gereken bir şey var ki O bir Fenerbahçeli! Daum’un yaptığı sözde operasyonlara benzemeyecektir yaptıkları. Ve O’nun kafasında gündelik başarılardan ziyade uzun vadeli bir değişim var. Bunun sinyallerini de hiç kimsenin yapmaya cesaret edemediğini yaparak veriyor. Alex-Selçuk değişikliğine kaç teknik direktör cesaret edebilirdi?

Not: Bu yazıyı şimdiye kadar yazdığım en subjektif yazıdır...

11.05.2008

O Açıklama


1996 yılına dönmüşken Aykut'un o meşhur açıklamasına yer vermesem olmazdı.

Aykut bu ülkenin en centilmen oyuncularundan biriydi. Aykut'un gizli jübilesi başlıklı yazımda Aykut Kocaman'la ilgili düşüncelerimi yazmıştım zaten.

Trabzonspor'u yenip şampiyonluğu büyük ölçüde garantileyince Aykut meslektaşlarını da düşünerek bir açıklama yapmıştı. O zamanların başkanı Ali Şen kendisiyle farklı frekansta olduğundan fair play ödülü vermek yerine Aykut'u takımdan göndermeyi tercih etmişti.

15.03.2008

Aykut'un Gizli Jübilesi

İstinasız her Fenerbahçelinin unutmak istediği bir maçtır 7-1 biten Sigma Olomouc maçı. Ama istinasız tüm Fenerbahçelinin unutamadığı goldür o "1" gol. Aykut'un attığı o müthiş vuruş ne kadar istense de silinmez hafızalardan.

O hakkında kitap yazılan ender sporculardan biri oldu.
 
O, attığı golle şampiyonluk ümitlerini tüketen rakip oyuncular adına üzüldüğünü söylediği için takımından kovulan bir futbolcuydu.


O, İstanbulspor'da teknik direktörlük yaparken elle atılan bir golle kazanmak istemezdik, rakibimizden özür diliyoruz diyebilen bir teknik direktör oldu.


Futbolculuk ve teknik direktörlük hayatı iç içeydi başlangıçta. Hiç beklemediği bir anda kendini kulübede buluvermişti.


İstanbulspor'da futbolculuk yaptığı dönemde teknik direktör istifa edince Adnan Sezgin'den kendisine oyuncu/teknik direktörlük teklifi gelir. O dönemde Aykut'un toplam gol sayısı 198. Aklında hep 200 golü geçmek varmış. Ama zaten sakatlıktan dolayı oynayamadığı için teklifi kabul eder. Teknik Direktörlük yaparken bir Trabzonspor maçı öncesinde takımda forvet sıkıntısı baş gösterir. Aykut'un forvete ihtiyacı vardır o gün. 2-1 devam eden maçın 46. dakikasında oyuna girer ve 3 gol atar. İstanbulspor Trabzonspor'u 5-1 yener, Aykut da 201 gole ulaşarak çok istediği 200 gol baraşını aşar.


Trabzonspor maçından 3 hafta sonra Galatsaray maçı vardır. Aykut Galatasaray'a en çok gol atan Fenerbahçeli futbolcu ünvanıyla Fenerbahçeliler için ayrı bir öneme sahiptir. Belli ki kendisi için de Galatasaray maçlarının yeri ayrıymış. 21 Mayıs 2000 tarihindeki Galatasaray-İstanbulspor maçının 56. dakikasında oyuna girer. Recep'in kendi kalesine attığı gol olmasa maçı 1-0 kazanacaklardı ama maç 1-1 biter. Bir ropörtajında Galatasaray maçında oyuna girerek kendi kendime gizli bir jübile yaptım der.


Gönül isterdi ki anlı şanlı bir jübile yapalım O'na. Gönül isterdi ki son kez tribünlere yumruğa çağıralım O'nu. Ama O yine yumruk şov yapmasın, elini kalbine götürsün ve alkışlasın...


İstanbulspor'da verdiği mücadeleyle yeni nesil için de "Aykut Kocaman" olmayı başarabildi belki ama O'nu izleyebilmek bambaşka bir şeydi. Bakın ekşi sözlükten "odinhan" rumuzlu bir yazar O'nunla ilgili bir anısını nasıl anlatmış:

"1988-1989 sezonunun ikinci yarısıydı... Babam Ankaragücü-Fenerbahçe maçına götürmüştü beni. Takım 19 Mayıs Stadı'nın girişine gelmiş, futbolcular teker teker otobüsten iniyorlardı. Schumacher, Rıdvan, Oğuz, Turan, Hasan...Ama ben O'nu bekliyordum. Sonunda otobüsün merdivenlerinde göründü. Aykuuut diye bağırdım birden kendimi tutamayarak... Geldi başımı okşadı. Yaşımı, kaçıncı sınıfa gittiğimi falan sordu. Dilimi yutmuş öyle bakakalmıştım. 12 yaşındaydım ve o ana kadar yaşadığım en büyük mutluluktu. O gün maç 1-1 bitmişti ama umrumda değildi. O adamın hep böyle kalmasını ve mutlu olmasını istedim."

12.03.2008

3 Bombacı


Aceto 3 As, 3 Papaz'ı yazmış dün.

Ben de bu hafta için Bülent-Oğuz-Aykut üçlüsünü ayırmıştım.

Kanarya'nın 3 bombacısı olarak lanse edilmişler o günlerde.

O zamanlar Anelka'yı beğenmemek, Kezman'a burun kıvırmak literatürümüze girmemişti henüz.

Ne Anelka ne de Kezman Oğuz'un - Aykut'un yerini tutamaz o ayrı...