6.03.2012

Turkce Karakterim Yok



Yurtdisindayim, gurbetellerde ailemden uzaktayim vs vs. Yok, bahanelerim ise yaramadi. Bay B.'den uyariyi yedim.

Turkce karakter olmadan yazdigim yazilarin okunmasi zormus. E ama klavyemde Turkce harfler yok ki. Yoksa benim gibi, emesen'i mesene diye okuyan biri boyle yazi yazar mi hic.

Artik napalim. Mecbur Word'un sembollerinden faydalanacagiz.

Unlu dusunur "ben" hep ne derim: "Hayat zor"

14.02.2012

Sevgi



O’nunla ilk karsılasmam 5 yasındayken olmustu. 5 yasındayken O’nu gordugumde kalbim nasil atiyorsa 30 yasindayken de ayni sekilde atti. Her bulusmamizda heyecandan olecek gibi oluyordum. Ona olan sevgimi yillar eskitemedi.

Araya ayrilik girecegini bildigimiz haftalarda, daha sıkı sarilirdim ona. Daha bir sevkle karsina gecip onu izlerdim. Gun geldi annemi, babami karsima aldim onun icin. Gidemezsin, gorusemezsin dediler dinlemedim. Sogukta, karda, buzda onu bekledim, hasta oldum. Okulu kirdim, ogretmenlerimden azar isittim. Kimse beni durduramiyordu. Hastalikli bir ruh hali olarak tanimlayanlar, buyudukce gecer diyenler, zamani her seyin ilaci sananlar… Herkes bir seyler soyledi. Benim tutkum, sevgim hic degismedi. Buyudum, guzellestim, etrafimda ilgimi cekebilecek yeni sevgiler belirdi. Hepsine (haydi biri haric hepsine diyelim) sirt cevirdim. Butun planlarim O’na bagliydi.

Cocuk degilim artik, sorumluluklarim artti, benden beklenenler degisti. Ben degismedim. Hayatimin merkezinde O varken ben degisemiyordum. Dunyanin obur ucundan is teklifi aldim. Teklifi duyar duymaz aklima ilk O geldi. Uzaktayken de O’nu gorebilmenin yollarini aradim, neyse ki teknoloji caginda yasiyorum. Uzakta da olsam, saat farki da olsa ondan mahrum kalmayacagima emin olduktan sonra teklifi kabul ettim. Ona olan sevgime hic kimse engel olamazdi.

Son 7 ayda cok seyler yasandi. Cocuklugumdan beri tutkuyla bagli oldugum, vazgecemedigim, sıkılmadigim tek sey artik eskisi gibi degil. Birileri O’nu kullaniyor, baska birileri uzerine basiyor, digerleri ayakta tutmaya calisiyor. O’nu gormenin anlami degisti artik. Eskisi gibi sadece sevgi degil, O artik isyan da demek.

Bugun O’nun yaninda olabilmeyi cok isterdim ama maalesef cok uzaklardayim…

18.11.2011

Kahramanim Olur Musun?


Hem genc, hem guzel, hem de bu gece olsun istiyoruz… Ya genc, olmuyor, ya guzel olmuyor. Genc ve guzelini buluyoruz bu defa bu gece olmaz yarini bekle deyince poposuna tekmeyi vuruyoruz.

Dunyanin obur ucuna goc etmeden once bir Amerikan firmasinda calismistim. Sirketin Turkiye subesi, acildigi gunden itibaren Amerikalilarin akinina ugramisti. Amaclari bize surekli iyilestirme yontemlerini, sistemli calismanin kazandiracaklarini ogretmekti. Bizi iyi analiz etmis olmalilar ki ilk oturumun baslangic cumleleri tam da Turkiye gercegiydi: “Sistemsizlik kahramanlar yaratir. Bizim burada amacimiz kisiler degisse de yillar boyu ayni kalitede is cikarabilecek bir sistem yaratmaktir. Baslangicta zaman kaybi olacak, isler gecikecek. Biz bunun farkindayiz ve maliyetini goze aliyoruz. Biliyoruz ki bu maliyet bize yillar boyu surecek bir basari getirecek”

Oysa ki biz kahramanlarin ulkesiyiz.
Bitmeyen 10 numara arayislarimiz bu yuzden.
En sevdigimiz futbolcularin Hagi, Alex olmasi…
Sistem oyuncularina ‘duz oyuncu’ diye burun kivirisimiz…
Altyapinin umrumuzda olmamasi ama A takima en pahali transferleri yapmamiz...

Abdullah Avci Genc Milli takimla Avrupa Sampiyonu olduktan sonra O’nu terfi ettirmedik. Galatasaray PAF takimina gonderdik.
Bu tercihin uzerinden 6 yil gecmis. Madem Abdullah Avci bizim potansiyel A Milli Takim teknik direktorlerimiz arasindaydi, Fatih Terim’in yardimciligina getirilebilirdi. Fatih Terim’in devri bitince yerine O gelirdi. Sifirdan baslamak zorunda kalmazdik.

Olmazdi… Bizi hemen basariya ulastiracak dunyaca unlu birine ihtiyacimiz vardi. Beklemeye tahammuluz yoktu. Turk milli takimi icin 2012’ye gidememek kabul edilebilir bir sey degildi Bu mantikla 1928-2011 arasini kaybettik biz…

Cunku hemen o an olsun istiyoruz. Hem genc, hem guzel, hem de bu gece olsun istiyoruz… Ya genc, olmuyor, ya guzel olmuyor. Genc ve guzelini buluyoruz bu defa bu gece olmaz yarini bekle deyince poposuna tekmeyi vuruyoruz. Halbuki bir gece daha beklemeye tahammulumuz olsa… Yok…

16.11.2011

Nice Yeni Baslangiclara

1989 yilinda bugun. Turkiye Sovyetler Birligi dunya kupasi grup eleme macinin oldugu gun. Nasil buyuk bir heyecanla mac saatini beklemistim… Eger yenersek Italya 90’a gidecektik. Ah o kaybettigimiz Izlanda maci olmasa… Hep boyle oluyordu kolay maclari kaybediyor, zor olanlari kazaniyorduk. Sovyetler Birligi zorun da otesinde bir rakipti. Yenmemiz imkansiz gibi bir seydi ama ben yine de umitliydim.

O gun aslinda sadece bir mac gunu degildi. Annemin dogum gunuydu. Ama mac annemin dogum gununden cok daha onemliydi benim icin. Nasil olsa her yil annemin dogum gunuydu. Boyle onemli bir mac her yil olmuyordu. Kutlamamistim annemin dogum gununu. Maca odaklanmistim. Yillar sonra o gunu hatirladigimda acaba uzulmus mudur diye soruyorum kendi kendime? Cocukluguma mi vermistir acaba? Ya ici burkulduyda? Tamir edebilmis miyimdir acaba 22 yilda? Aradan gecen onca yil benim hayattaki en buyuk tutkumu degistiremedi. Ama beni degistirdi…


Yillar sonra bugun… Yine bir milli mac var. Yine imkansizin pesindeyiz. Ve yine annemin dogum gunu. Saati sabahin 2’sine kurdum. Bu defa mac izlemek icin degil annemin dogum gunu kutlamasina internetten de olsa katilabilmek icin. Annemin yaninda olup O’na sikica sarilabilmeyi o kadar isterdim ki… Aslinda O’nu cok ozledigimi, uzakta gecen hayatin ne kadar zor oldugunu soylemek isterdim. Ama sustum. Turkiye’ye gitmeme cok az kaldi gibi bir seyler dedim. Bogazim dugumlendi. Gozume bir sey kacti...


Mac mi? Macla ilgili en guzel yorumu gecenlerde Bilgin Gokberk yapti. Surekli sifirdan basladigimiz icin sifirdan fazla uzaklasmiyoruz.

14.10.2011

Basariya Ulasmanin Yolu

Amerika’dan is arkadaslarim Istanbul’a geldiginde onlari Taksim’e goturmustum. O gun Galatasaray’da ogretmen maaslarinin protesto edildigi bir eylem vardi. Iclerinden biri ogretmen maaslari cok yuksek oldugu icin mi protesto ediliyor diye sordu? Saskinlikla afallama arasinda kalmistim. Diyemedim ki biz ogretmenlerimize 3 kurus maas veriyoruz. Ve onlardan harika nesiller yetistirmelerini bekliyoruz.


Hiddink mac sonu konusmasinda tam da bundan soz ediyor aslinda. Almanya’ya yenildigimiz icin kizacaginiza altyapiya onem verin diyor. Altyapi hocalarina, futbol okulu antrenorlerine en yuksek maaslari verin. Bakin Almanya siz Turkler’den dunya yildizlari yaratiyor. Cunku onlar temelden iyi egitiyorlar, diyor. Ustu kapali bir sekilde sizin oyunculariniz iyi yetistirilmemisler bir de ustune tembeller anafikrini veriyor.


Hamit de Almanya maci sonrasi 6 aydir futbol oynamadigi halde ekip arkadaslariyla arasinda kondisyon farki olmadigini soyledi. O da kibarca Turk futbolcusunun yeterince calismadigindan soz etti. Turkcesi cok iyi olmadigi halde oyle seyler soyledi ki, tum spor programlari defalarca onun sozlerini yayinladi, uzerinde saatlerce konusuldu. Cunku Hamit, bizim hic de alisik olmadigimiz bir analiz yapmisti. Bu analizleri Turkiye’de yetisen oyunculardan niye duyamiyoruz diye sorarsaniz bkz ilk paragraf…


Yani isin ozu cok net:


1- Egitim sart


2- Basariya ulasmanin en kolay yolu calismak.

9.10.2011

Turkiye Almanya'yi Yenebilir Miydi?


Ne zaman Turk kadini tribunlerde bir 'goruntu' olmanin otesine gecer, ne zaman Turk erkegi yesil sahalardaki ve tribunlerdeki kadinlari kucumsemekten vazgecer, iste o zaman Turkiye Almanya'yi yener

*****
Turkiye gunun birinde Almanya seviyesine gelebilir mi diye dusunurken, son 3-4 ayda olanlara bir goz attim. Sonuc husrandi.

26 Haziran 2011.. Almanya'da Kadinlar Dunya Sampiyonasi basladi.

Almanya-Japonya maci Almanya'daki her 10 evden 6'sinda izlendi. Toplam izleyici sayisi 17 milyon kisiyi buldu.


Onlar Dunya Kupasi'na ev sahipligi yaparken, biz kadinlarin sadece tribunlerdeki renkli goruntulerden ibaret oldugunu saniyorduk. Kiminle konussam, "aaa kadinlar dunya kupasi mi oynuyor?" diyordu.


Kadinlar Dunya Kupasi icin 4,5 milyon adet futbolcu cikartmasi basildi. Hani su cocukken biriktirip albume yapistirdigimiz cikatmalardan. 700.000'i turnuvadan 1 ay once coktan satilmisti bile...


Turkiye Kadin Futbol Takimi, 2013 Avrupa Sampiyonasi grup eleme macinda Ispanya'ya 10-1 yenildi. Gazetelere gore sonuc onemli degildi. Mac 'renkli goruntuler'e sahne olmustu.


Alman Kadin Milli Takimi 10 defa duzenlenen Avrupa Sampiyonasi'nin 7'sinde sampiyon oldu.


Turkiye Futbol Federasyonu seyircisiz mac oynama cezasi alan takimlarin maclarina kadinlarin ve cocuklarin girmesini serbest birakti. Fenerbahce-Manisaspor macini 41.663 biletli kadin ve cocuk izledi. Tribunlerde yine 'renkli goruntuler' vardi. Bir de vuvuzela sesine benzeyen bir ses...

Diyecegim o ki, ne zaman bu ulkenin kadinlari bir 'goruntuden' oteye gecer, ne zaman bu ulkenin erkekleri tribunlerdeki ve yesil sahalardaki kadinlari kucumsemekten vazgecer, o zaman Turkiye Almanya'yi yener.

23.04.2011

Dünyanın En İyi Kadın Futbolcusu, Marta

Marta'yı şimdiye dek izlemediyseniz çok şey kaçırdınız...
O, 2006 yılından beri dünyanın en iyi kadın futbolcusu seçiliyor...
İzleyin, keyif alın...

21.04.2011

Kadın Sporcu Olmak




Bugün Hürriyet Gazetesi'nde, Dünya Badminton Federasyonu'nun yeni kıyafet yönetmeliği ile ilgili bir haber okudum. Yeni yönetmeliğe göre kadın sporcular turnuvalarda sadece mini elbise veya t-shirt ve mini etek ile oynayabileceklermiş.


Haberde, bu kararın kınandığından, kadın cinselliğinin kullanılmaya çalışıldığı yönünde eleştirildiğinden söz ediyor.


Buraya kadar her şey normal.


Fakat haberden daha büyük bir alan kaplayacak şekilde kadın sporcuların 'seksi' fotoğrafları kullanılmış. Voleybolcu, tenisçi, atlet kadınların sadece kalçalarını gösteren fotoğraflar konulmuş. Yetmemiş, bir kadın voleybolcunun topa vuruken açılan sırtı görüntülenmiş. Benzer temalı tam 6 fotoğraf yayınlanmış.


Sürmanşette Alman Bakan Barbara Steffens'in "Spora ilginin artması için bacak gösterisine karşıyız" demeci verilen bir haberde, kadın bedenini kullanarak haberin okunmasını sağlama çabaları traji komik olmuş.

Eril basında bunlara şaşırmamak lazım belki ama ben maalesef bir türlü alışamıyorum...


Sporcu da olsa mühendis de, politikacı da olsa doktor da maalesef her daim kadın bedeni cinsel obje olarak kullanılıyor.

5.08.2010

Objektif Değilim!




Yazıya başlamadan önce Aykut Kocaman’la ilgili bir postu hatırlatmak isterim: http://kombinebilet.blogspot.com/2008/03/aykutun-gizli-jbilesi.html

Ankaraspor'u çalıştırdığı dönemde Aykut Kocaman'la Ankara’da karşılaşmıştım. Hemen Fenerbahçe’ye gelseniz ne güzel olur diye söze başlamıştım. O, “Olacaksa doğru zamanda, doğru şekilde olsun” demişti. Belki olabilecek en kötü zamanda, en kötü şekilde oldu…

Aykut Kocaman bu takımın başına geldiyse, bu takımda gerçek anlamda köklü değişiklikler yapmak için geldi. Unutulmaması gereken bir şey var ki O bir Fenerbahçeli! Daum’un yaptığı sözde operasyonlara benzemeyecektir yaptıkları. Ve O’nun kafasında gündelik başarılardan ziyade uzun vadeli bir değişim var. Bunun sinyallerini de hiç kimsenin yapmaya cesaret edemediğini yaparak veriyor. Alex-Selçuk değişikliğine kaç teknik direktör cesaret edebilirdi?

Not: Bu yazıyı şimdiye kadar yazdığım en subjektif yazıdır...

17.04.2010

Şehrin Asi Çocukları

Demiryolları, tarihin hiçbir döneminde sıradan bir ulaşım aracı olmadı. Kimine gore medeniyetin sembolüydü, kimine gore komünizmin simgesi. Demiryolları; işçileri ve kurucularıyla bitmeyen bir devre imza atarken, burjuvaziyi futbol sahalarından uzaklaştırarak bugün çoğu ‘futbolseverin’ yapmak istediğini 150 yıl önce başardılar.

Futbol, 1840’larda İngiliz kolej öğrencilerinin ve burjuvazinin hegamonyasından çıkmaya başlarken onlar devreye girdiler. Önceleri sadece bu güzel oyunu seyretmekle yetinmek zorunda kaldılar. Cumartesi öğleden sonralarının işçiler için tatil ilan edilmesiyle nihayet gerçek anlamda futbol oynamaya başladılar. Bu oyunda artık onlar da vardı fakat ellerindekiyle yetinmeye hiç niyetli değillerdi. Kolej takımlarında burjuvazinin arasına sızmak onlara göre değildi.

1870’lerde kulüpleşme kültürünün başlamasıyla demiryolu işçileri kendi takımlarını kurdular. Manchester United’ın, Lokomotif Moskova vs kulüplerinin temellerini attılar. Artık oyunun sadece jönü değil, yönetmeniydiler de aynı zamanda. Onlar futbol oynamanın zevkini gittikleri her yerde diğer insanlara da aşıladılar. Örneğin Arjantin’e giden İngiliz demiryolu işçileri 1867’de İngiliz denizcileriyle Arjantin’in bilinen ilk futbol maçını oynadılar. Uruguay tarihinin ikinci futbol takımı da, 1862 yılında yine onlar tarafından kuruldu.

Futbol öyle bir noktaya geldi ki, sadece oynayana değil kendisini izleyen yüzlerce insana da hizmet eder oldu. Oyun artık insanları peşinden sürükleyen bir tutkuya dönüşmüştü. İnsanlar futbola o kadar bağlanmışlardı ki, tuttukları takımı mekan ayırd etmeksizin her yerde izlemek istiyorlar. Dünyanın yeni tanıştığı bu taraftarlık olgusu yine demiryolu çalışanlarının emeğiyle oluştu. Onların inşaa ettiği demiryolları sayesinde artık yüzbinler istedikleri takımın peşinden maçlara gidebiliyorlardı. 1897’de sadece 100 kişi İskoçya’dan İngiltere’ye futbol maçı izlemek için giderken 1901'de Tottenham Hotspur ile Sheffield United arasında oynanan FA Kupası'nı seyirci rekoru kırılarak 114 bin kişi izledi.

Demiryoluyla seyahat, otobüse göre daha ucuz ve konforluydu. Bu sebeple, Manchester Old Trafford’a, Arsenal Highbury’ye, Chelsea Stamford Bridge’e taşındılar ki bu stadların hepsi tren garlarının yanı başındaydı. Bugün de, UEFA bir şehre ya da ülkeye önemli bir futbol organizasyonu yapma yetkisi verirken, stadların metro istasyonlarına yakın olması konusuna dikkat etmektedir. Demiryolu işçilerinin belki de futbola en büyük katkıları dolaylı ‘yol’dan oldu.

Türkiye’de 1940’lı yıllarda yayınlanan, “500'den fazla işçi ve memur çalıştıran kurumlar spor kulübü kuracak” talimatıyla 38 demiryolu kulübü kuruldu. Ancak ne yazık ki, bugün çoğunun akıbetinin ne olduğunu öğrenmek bile neredeyse imkansız. Türkiye’de kapitalizm sadece demiryollarını değil, demiryolu takımlarını ele geçireli uzun zaman oldu.

Demiryolu takımlarından en çok bilinen ve en çok taraftara sahip olan Adana Demirspor’u bile medya, 2008 yılında Trabzonspor’la oynadıkları Türkiye Kupası maçıyla hatırladı. Oysa onlar farklı duruşlarıyla, her ne koşulda olursa olsun dolu tribünleriyle çok daha fazlasını hak ediyorlar. Yıllar önce takımlarında forma giyen Arnavut oyuncuları Arnavutoviç ve Zijad için yaptırdıkları “Tebe Volimo” pankartını tekrar hayata döndürerek ne kadar vefalı olduklarını, “Lokomotif” pankartıyla geldikleri yeri unutmadıklarını gösteriyorlar. Ve onlar düzene karşı verdikleri bu savaşta kendilerini “Şehrin Asi Çocukları” olarak adlandırıyorlar.