19.04.2009

EURO 2009'a Gönüllü Aranıyor

23 Ağustos-10 Eylül tarihleri arasında Finlandiya'da oynanacak Kadınlar Avrupa Şampiyonası için 800 gönüllü aranıyor. Organizasyon güzel, yer güzel. Öğrenci olsam ya da 20 gün işten izin alabilecek olsam bu fırsatı hayatta kaçırmazdım.




Gönüllü başvuruları için 18 yaşınızı doldurmuş olmanız ve İngilizce bilmeniz yeterli. İngilizce bilmiyorsanız, Avrupa Şampiyonası'nda mücadele edecek takımların dillerinden birini biliyorsanız yine şansınız var. Başvuru için juha.tuominen@weuro2009.palloliitto.fi adresine mail atmanız yeterli.



Başvuruyla ilgili detaylar için :


20.03.2009

Lincoln'ü Nasıl Bilirsiniz?

Sabah erkenden işe gelmemin sebebi, gazete okumak ya da yazı yazmak değildi elbette. Ama Bilgin Gökberk'in yazısını okumaya başlayınca bırakamadım. Çok güzel anlatmış Lincoln'ü...

"Cazip, çekici, dikkat çeken kadınla her şey olunur, huzurlu olunmaz. İyi laftır. Aklınıza ne geliyorsa olursunuz onla.Huzurlu olamazsınız.Ve...Bu tip kadınlar bir iki kere çıkar hayatta karşınıza. Ne kadar kalırlarsa sizde, ne kadar tutabilirseniz onları,hiç tatmadığınız ,hiç bir kadının tattıramayacağı duyguları tadarsınız. Huzur hariç.

Galatasaray’ın başına bu 10 belasını saran Hagi. Bir kere onun -10’un- tadını aldı Galatasaraylı. Alıştı. 10 sene bir 10 aradı, onu aradı, bulamadı, gibisini aradı. Bulamadı. Gibisinin gibisini buldu. Lincoln’ü. 10 dakika huzurlu olamıyor. 10’lar böyle. Cazip, çekici, dikkat çeken kadınlar gibi. Gibileri de...Gibilerinin gibileri de..."

Dünyada 10 numara kalmamışken, biz 10 numaraların peşinden gitmeye devam ediyoruz. Bugün herkes aynı şeyi konuşuyor, maç 2-0'a gelince Bülent Lincoln'ü çıkarsaydı... Yerine kimin gireceği konusunda herkesin başka bir önerisi var, Lincoln'ün çıkması gerektiğinde herkes hemfikir. En kritik maçında, Galatasaray "özelinde" en kritik dakikalarda, çıksın Lincoln. Sorgulanması gereken Lincoln mü, 10 numara kavramı mı, hala Hagi bulma çabası mı bilemiyorum...

8.03.2009

Saraçoğlu'nda UEFA Finali

Bu aralar gündemimizin en önemli konularından biri Galatasaray'ın Saraçoğlu'na UEFA finali oynama hedefi.

Geçen gün iş arkadaşlarımla Galatasaray final oynarsa ne olur konulu geyik çeviriyorduk.

Bir arkadaşımın yorumu süperdi, yazmasam olmazdı:

"Aziz Yıldırım Stad'ın maketini yapar. 200 milyona Galatasaraylılara satar, kazandığı parayla da gider Sabri'yi alır."

Burası Kayseri Burdan Dönüş Yok!


2 yıldır Kayseri delasmanına gitmek istiyorum. Bay B'yi bir türlü ikna edemiyorum.
Malum bu dünyada kadınların yanlarında erkek olmadan maça gitmeleri imkansız.

Bu yıl Kadir Has Stadı'nı görmeyi deplasmana gitmek daha çok istiyorum.
Tam yeri gelmişken Bay B'ye konuyu yine açtım:
"8 Mart hediyesi olur bana, yepyeni bir stad, güzel maç, Fenerbahçe de iyi oynamaya başladı."
Çok şaşırtıcı ama ikna oldu!!!
Gidiyoruz....
Çok mutluyum!!!

Hemen http://www.bulucak.com/ ziyaret edildi. Kayseri'ye nasıl gidilir sorusunun cevabı basit. Cumartesi X bir zamanda gidebiliyoruz.

Ama dönüş????
Çalışan birinin bu maça gidebilme ihtimali yok. Bugünkü son uçak saat 20:20'de.
Pazartesi sabahı olan uçak saat 08:25'te Atatürk Havalimanı'na iniyor.
Anadolu yakasında çalışan insanlar olarak işe yetişebilme ihtimalimiz yok.

Stad güzel, maç güzel, şehir güzel ama gidemiyoruz.
Sebebin saçmalığı tam da bize has bir durum değil mi?

1.03.2009

Siyah Beyaz

3 yıldır Fenerbahçe'yi bir siyah bir beyaz görmekten gerçekten bunaldık.

Bir maç herkes elinden gelenin en iyisini yapıyor, koşuyor, mücadele ediyor; bir diğer maçta beyefendilerin dünya umurlarında olmuyor.

Aziz Yıldırım'ın tezine göre Zico takımda disiplini sağlayamadığı için geçtiğimiz 2 yıl boyunca bu görüntüyle karşılaşmıştık. Bunu baz alarak Aragones getirildi ama sonuç değişmedi. Sorunu teknik direktör- disiplin bağlamından farklı bir noktada aramak gerekiyor. Oyuncuların mantalitesini, profesyonellik anlayışlarını irdelerek işe başlanabilir. Genç yaşlarında parayı, şöhreti, Fenerbahçe formasını giyme şansını yakalamış bu oyuncuların - özellikle de Türk olanlarının- vurdumduymazlıklarını anlayabilmekte ben gerçekten zorluk çekiyorum. Kendilerine Yusuf Şimşek'in sözlerini hatırlatmakta fayda var: "Kapıcı bile olsanız Fenerbahçe'de kalmaya çalışın"

Ben dünkü maça geri döneyim. Sivasspor maçı, bu sezonun en beyaz maçlarından biriydi. Uğur Boral'ın attığı iki gol, Alex'in etkinliği bunu en önemli göstergelerindendi. Rıvan Dilmen'in sıkça dile getirdiği Uğur Boral'ın gol bulamama sorunu bu hafta çözülmüştü. Sebebi Carlos'un olmayışı mıydı, Uğur Boral'ın canının böyle istemesi miydi acaba?



Bu maçta Fenerbahçe'nin neden kazandığından çok Sivasspor'un neden kaybettiğine bakmak lazım. İki defa öne geçtiğiniz bir maçı kaybediyorsanız, gol yiyince bu kadar çabuk demoralize oluyorsanız ortada bir sorun var demektir. Gerçi burada Sivasspor'un Türkiye Cumhuriyeti futbol tarihinin en önemli olaylarından birini başardığını, bu heyecanın çok normal olduğunu kabul etmek gerekir. 3 yılda büyük takım olunmuyor, uzun yıllar aynı tempoda devam etmek gerekiyor. Sivasspor da büyük takım olmanın gereklerini henüz tam olarak yerine getiremiyor.

Sivasspor orta sahasını kalabalık tutup Fenerbahçe'yi en zayıf noktasından vurabilirdi, hedefinden şaşınca kalesinde alışık olmadığımız kadar çok poziyon gördü. Bildiğimiz defansif oyunun yerine daha açık bir oyun tercih edildi ve Fenerbahçe'nin yetenekli oyuncuları için bu bulunmaz bir fırsata dönüştü. Zaten defansif orta saha sıkıntısı çeken Fenerbahçe karşısında bu oyunla oynamak akılcı değildi.

Dün geceki galibiyetten sonra Fenerbahçe'de yine şampiyonluk sesleri yükselmeye başladı. Gençlerbirliği maçını mı ölçü alacağız yoksa Sivas maçını mı? Haftaya takım nasıl oynayacak sizce?

Bir hafta sonrasını kestiremiyorken 12 hafta sonrası hakkında olsa olsa temennide bulabiliriz.

15.02.2009

7-0'ın Hesabı


Sevgililer gününü geçen hafta kutlayıp, bu haftayı Fenerbahçe'ye ayırmak benim fikrimdi. Bay B. de sağ olsun beni kırmadı...

Bu sezon Saraçoğlu'na ilk gidişim. Emre'nin transferine olan kızgınlığım bir nebze azaldı. Hatta maç esnasında kendi kendime "bu adam işe yarıyor galiba" itirafını da yapmadım değil. Hava o kadar soğuk ki bazen maça gitmekle akıllıca bir iş yapmadığımızı düşünüyorum ama neyse olan olmuştı. Tribünlerdeki yerimizi aldık. Migros tribünü en son ne zaman bu kadar boştu? Venglos döneminde miydi? 4000 kişiye oynanan maçlar vardı o günlerde, herkes sırtını sahaya dönerdi.

Biz bugüne bakalım..Maç başlayınca goller de peşinden geldi. Kaleyi bulan her topun gol olduğu bir maça gittiğimiz için artık kendimizi şanslı hissediyoruz.

İBB yenilgisinden sonra gazetelerdeki "Fenerbahçe'de 10 yıl öncesinin ruhu geri döndü" haberlerini taraftar bayağı içine sindirmiş olmalı ki maçta 10-15 yıl öncesinin tezahüratları söylenmeye başladı birden:
"Haydii söyleeee her maçına gelmedik miiii
Haydi söyleee uğruna can vermedik miii"

İBB maçı oyunculara iyi bir ders olmuştu. Hacettepe, Osman Özdemir'i gönderdikten sonra lige havlu atmıştı gerçi ama yine de Fenerbahçe'nin bu denli oyuna asılması sık rastlanan bir durum değildi bizler için. 3-0'dan sonra Fenerbahçe bu skorun üzerine yatar dedik yatmadılar. İlk yarı bittikten sonra, ikinci yarı top oynamaz bizimkiler dedik, olmadı. Takım hırsla oyuna asılmaya devam etti.

Maçın en keyifli anlarından biri skorun 6-0'a ulaşmasıyla gerekleşti. Gerekli mercilerin "kulakları çınlatılırken" insanların yüzünde oluşan o gülümsemeyi görmeliydiniz.

Emre Belözoğlu'nun sağ kanatta sakatlandığı pozisyonu tam görememiştim. Ali Bilgin mi sakatlandı soruma Bay B.'den gelen cevap konuyu özetliyordu: "Ali Bilgin topa öyle girmez"

Bu takım ne zaman frikik'ten gol atacak diye beklerken Deivid bunun da cevabını verdi sağ olsun.
Maçta gözleri Guiza'yı arayan oldu mu? Semih-Alex ikilisini izlemeyi özlemişiz. Ama neden 75'te İlhan girsin diye Semih oyundan çıkarıldı anlayan beri gelsin. 2 forvet oynatmamanın inatçılığı skor 7-0 iken bile devam edebiliyormuş.
Bundan sonra takım yine böyle oynar mı?
Oynamazlarsa bu 7-0 hesabını nasıl verirler bilemiyorum.

10.02.2009

Mesut Özil

Almanya'da doğup büyüyen oyunculara olan yaklaşımımızı kusura bakmayın ama iki yüzlü buluyorum.
Benim dedemin babası o zamanların Yugoslavya'sı bugünün Kosova'sından Türkiye'ye göçmüş. Diyelim 1960'larda göç etmiş olsunlar. Ben de ünlü bir futbolcu olsam, mesela Aykut Kocaman olsam .

Türk Milli takımına çağrılsam; normal olarak doğup büyüdüğüm, havasını soluduğum, dilini konuştuğum, beni bugünlere getiren Türk Milli takımında oynamam beklenir değil mi? Kosova milli takımını seçsem en iyi ihtimalle yadırganırım, vefasızlıkla suçlanırım.

Mesut Özil de O'nu bugünlere getiren ülkeyi tercih etti diye yaptıklarımız/yazdıklarımız sizce de biraz iki yüzlü değil mi?

2.02.2009

Son 10 dakika


Inter bu hafta Torino'yu yenseydi puan farkını 8'e çıkaracaktı.
Maçın son 10 dakikası muhteşemdi.
İzlemediyseniz çok şey kaçırdınız.

Saraçoğlu'nda Maç İzlemek


Bu sezon daha hiç maça gitmedim. Sezon başında kombine bilet almaya kararlıydım, Emre Belözoğlu transferiyle vazgeçmiştim. Takım güzel futbol oynamıyor ama ben zaten futbolseverim. Fenerbahçe kötü oynasa da ben futbolsever kimliğimle maça giderdim. Gidemiyorum...

Basında hiç yer almasa da Saraçoğlu eski Saraçoğlu değil. Aslında AZ Alkmaar maçıyla birlikte tribünler değişmeye başladı. O gün Esenler grubuyla GFB'nin arasında çıkan ve bıçak yaralarıyla son bulan olaylara şahit olmuştum. Bu olay "bizim stadımız"da da olabileceğini göstermişti.
Antep maçında da Sefa'nın stada alınmaması yüzünden yine ortam gerilmiş. Bu linkte, olanlar çok güzel bir üslupla anlatılmış: http://rakamla10.blogspot.com/2009/01/gfb-ve-kodamanlar.html

Sezon başında GFB'yi Migros'tan alıp diğer tribünlere dağıtmak GFB'nin gücünü azaltmadı maalesef. Bütün tribünlerin karışmasına sebep oldu.
En çok stadımızla övündük son yıllarda. Candan Erçetin konserine gider gibi gidilirdi bizim stada. Bu durum değişmesin.

Ben maça gitmeyi özledim...

Komşunun Tavuğu

Baros'un gollerinin yanında Guiza'nın kaçırdıkları bu aralar sohbetlerin en çok konuşulan konusu. Ne zaman arkadaşlarla oturup futbol muhabbeti yapsak hep aynı şeyleri duyuyoruz. Baros 20 tane gol atmış. Guiza'nın gol sayısı Lugano'nun gollerinden fazla mıymış?

Geçen yıl Kezman gol atamıyordu, bu yıl Guiza. Fenerbahçe de en az Baros kadar iyi forvetler aldı. Anelka, Kezman, Guiza... Hiçbiri olmadı, hiçbiri taraftarı tatmin etmedi. Üstelik hepsine inanılmaz bir sabır gösterildi.

Antep maçında Semih'in süper pasını Guiza'nın kaçırınca, gitsin bu adam dedim. Sonra Kezman geldi aklıma. Bu işte bir terslik yok muydu?
Geçen yıl Deivid ve Semih gol açığını kapattığı için durum bu kadar vahim değildi. Bu yıl her ikisi de sakatlanınca takım pozisyon üretemez oldu. Bulunan pozisyonlar da hep harcandı.
Ya forvetlerde sıkıntı var ya da oyun anlayışında...
Yoksa sorunumuz Alex mi?