1.10.2008

Sistemin Çöküşü


Amerika'nın ekonomi sistemi çökmüş, harıl harıl çözüm arıyorlar. Hepimizin gözü, kulağı, mouse'u gelecek çözümden ümit bekliyor. Aynı gün gördük ki, hayatımızın en önemli değişkenlerinden bir diğeri Fenerbahçe'nin de sistemi benzer bir çöküş içerisinde.

Aragones, geçen yıl Zico'nun oynattığı sistemle devam etmeye çalışıyor. Ligde, şampiyonlar liginde aldığı sonuçları malum. 2 yıldır süregelen sistem üçüncü yıla varamıyor. Ama O ısrarla devam ediyor. Zico'nun ilk yılını hatırlayın, O da kötü bir başlangıç yapmıştı. Yanlış hatırlamıyorsan 5-6 hafta sonra sistemini değiştirmiş, takım keyif vermeye başlamıştı. Şimdi sıra Aragones'te. Böyle devam edemez, Kazım çıkar Burak'ı koy, Emre'yi çıkar Uğur'u al.
Ve farkına varmanın zamanı geldi, artık Aurelio yok.

14.09.2008

Adaptasyon

Manchester City-Chelsea maçından bir görüntü...
Manchester'ın genç taraftarları takımlarının yeni sahibine adapte olmuş görünüyorlar.

Kale, Kaleci

2 sezon önce 3 tane kalecimiz vardı: Serdar, Recep ve Volkan. Recep, kötü maçlar çıkarmıştı gönderildi. Kale, Volkan'la Serdar'a kaldı. Bir dönem Volkan formsuzdu Serdar oynadı, bir dönem Serdar sakattı/formsuzdu Volkan oynadı. Buraya kadar herşey normal de bundan sonra işler çığrından çıkıyor. Sezon başında, milli takımın 2 kalecisinden biri olan Serdar takımdan gönderildi. Yerine kimse alındı mı, hayır. Neden alınmadı, kimse bilmiyor. Aziz Yıldırım FB TV'de çok güzel açıklamalar yaptı da bu konuya hiç değinmedi.

Serdar'ın menajeri takımın verdiğinden 200.000euro daha fazla para istedi diye, iki kaleciden biri takımdan gönderilir mi? Gönderilir diyelim, B planı devreye sokulmaz mı? Yarın Volkan sakatlansa, Şampiyonlar Ligi'nde Fenerbahçe'nin hali ne olur?

Volkan, geçen yıl da benzer kırmızı kartlar görmüştü. Avrupa Şampiyonası'nda dahi aynı şey oldu. Dünkü maçta, sarı kartı varken o hareketi bir insan neden yapar? Kendi yedeğinin bugüne kadar sadece Alanyaspor maçında bu takımın formasını giydiğini bilmiyor mu? Yaşananlar, Fenerbahçe başkanının bu yıl en çok sevdiği kelime olan "disiplin"le nasıl bağdaştırılıyor merak ediyorum.

8.09.2008

23 Yaşında Futbolu Bırakın!

Federasyon bu sezon Kadınlar Ligi statüsünü açıklamış. Sonuç tabi ki beklediğimiz gibi. Yine yaş problemi var karşımızda.

2008-2009 sezonunda Türkiye Kadınlar Futbol Ligi'nde (1.Lig) oynayacak oyuncuların en yaşlısı 1985 doğumlu olacak. 1984 ve daha önce doğumlular yaşı büyük kadın futbolcu statüsünde olup 18 kişilik esame listesinde en fazla 5 tane yaşı büyük futbolcu olabilecek.

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, bir futbolcunun en verimli zamanı 26-30 yaş arasındadır. Maalesef Türkiye Futbol Federasyonu, oyunculardan maksimum verim alınacağı yaşta onları futboldan kopmaya zorluyor. Sebebini de açıklasalar keşke...

Sahalara Döndüm!

Uzun bir ara verdim yazmaya. Ama sebebim var.
Türkiye'nin en Büyük uçak bakım hangarında uçak bakımı yapmaya başladık.
Hayatım hangarda fotosentez yapmak, evde uyumak şeklinde geçiyordu.
E tabi, bir tatili de hak etmiştim.
Geçen hafta da tatil yaptım.
Artık yazılarıma geri dönebilirim...

12.08.2008

Biraz Nostalji


Sabah işe geldim. Her zaman olduğu gibi bir bardak çay eşliğinde milliyet'in spor sayfasını okumaya başladım. Mehmet Demirkol'un yazılarını hiç atlamam, bugün salı, O'nun da yazısı var. Yine keyifle okunacak bir yazı yazmış, kendi kızının spor geleceği için kurduğu hayallerin benzerini ben de 1,5 aylık yeğenim için kurmaya çalıştığımdan olsa gerek, biraz içim burkuldu.
Konuya gireyim. Demirkol'un bugünkü yazısını okurken kendisinin 2006'da yazdığı yazı aklıma geldi. Bloğumu başkalarının yazılarıyla doldurmak istemiyorum ama hayatımda okuduğum en güzel futbol yazılarından biri olduğu için yayınlamak istedim:

"cep telefonuyla doğmuş birine, çekip gitmeyi anlatamazsınız. eskiden giden, kapıyı vurup giderdi. koşup yakalayamazsanız da biterdi. şimdi yerinizden kıpırdamadan arayıp onu ikna etme şansınız var. çekip gitmek tarih oldu artık. ya buluşamamayı anlatabilir misiniz? yağmurda ptt'nin önünde beklersiniz. o trafikte kalmıştır. yarım saat, bir saat bekler ve bin bir kara düşünceyle gidersiniz. hemen sonra o gelir, ama artık çok geçtir.

bugünün futbol yayını dünyasında bir maç için 3 ay beklemeyi 20 yaşında bir gence anlatmak da aynı bunlar gibi mümkün değil. nottingham forest-monchengladbach maçını aralık'tan mart'a kadar beklediğimi hatırlıyorum. tabii trt inşallah verir temennileriyle. tv şans eseri açıldığında "aa doğru ya bugün arsenal-chelsea maçı vardı" denilebilen bir dünyada bunu anlatabilir misiniz? efsane bordeaux-fenerbahçe maçının 90 dakika yayınlanmadığını, galatasaray-neuchatel maçının 90 dakika bittikten sonra banttan yayınlandığını. bunları bugün anlatmak da anlamak da mümkün değil.

peki stadın merdivenlerinden çıkıp, serin hava yüzünüze vururken yeşil sahayı ilk kez görmenin akıl dışı sarsıcılığını ve heyecanını anlatabilir misiniz? bugün tv ekranları, bilgisayarlar, psp, ps3, her yer yemyeşil. evet çok şey değişti. artık sarsıcı duygular yok. ama futbol daha güzel, daha mücadeleci, daha keyifli, daha büyük. ilerliyor. olmayan, azalan, uzaklık, bekleyiş, sarsıcı heyecanlar, maça ulaşmanın zorluğunun çekiciliği. isveç'te dünya kupası öncesinde, 17 yaşında tanınmamış bir yeni yetmeyken, pele'yle röportaj yapıp, literatüre brezilya dışında onu keşfeden adam olarak geçen halit kıvanç bu dünya starını canlı olarak kaç kez seyretti biliyor musunuz? sadece 13 (yazıyla on üç). kendi anlatımıyla "evinde futbola meraklı bir erkek bulunan ortalama bir ev kadını ronaldinho'yu yüz kat fazla izlemiştir".

yine halit kıvanç'ın deyimiyle 'efsaneleşme' artık çok zor. bugün bir pele adayı varsa onu lig tv'de seyredebilirisiniz. brezilya ligi naklen yayınlanıyor çünkü. artık üç ağızdan, altı kulaktan size ulaşan, şişirilmiş, ulaşılmaz efsaneler yok. ismini, cismini, ruhunu ezberlediğimiz futbolcular var. pele'nin 3 golünü evirip çevirip inanamazken, artık ronaldinho'dan her cumartesi-çarşamba o golü seyretmek istiyoruz. ve daha vahimi biz playstation'da, football manager'da ronaldinho'nun sanal vücudunu ronaldinho'dan daha iyi kullanıyoruz.
bugün mutsuzluklarını futbol üzerinden bize aktarmaya çalışanların yaşadığı, efsaneler dünyasından, herkesin futbolun her zerresine hakim olduğu yeni dünyaya geçememe krizidir. buna aldırmayın. yoksa futbol kötüye gitmiyor. futbol hiç olmadığı kadar güzel bugün. bütün sorunlarına rağmen hep ilerledi.
sadece dünya başka bir yer artık "

11.08.2008

Zinedine Zidane


Yıl 2001...

Stade de France'da Fransa-Cezayir maçı.

Bu minik taraftar da Zidane formasına Cezayir şapkası katık etmiş.

Ama maç bu kadar dostane geçmemişti. Fransa milli marşı yuhalanmış ve maç bitmeden sahaya giren taraftarlarca maç durdurulmuştu...

9.08.2008

Zinedine Zidane

O'nun için amaca giden her yol mübahtır: Dönüşler, ikili temaslar, vücut çalımları, çekiştirmeler, çalımlar, sızmalar, delip geçmeler...
En kalabalık saatte beyaz bir takım elbiseyle metroya girip üstünü hiç kırştırmadan inmeyi başaran biri gibi.
Besbelli bu Fransız'ın arkasında gözleri var.

Roger Lemerre, hayranlık içinde O'nu gelmiş geçmiş en iyi orkestra şefi olarak tanımlıyor.

Gerçekte büyük bir golcü olmak için herşeye sahip: İçgüdü, beceriklilik, güç, kesinlik, iyi zamanlama.
Ama almaktan çok vermeyi tercih ediyor ve yaşamındaki bu kişilik özelliği sahada da devam ediyor.

Kaynak: France Football, 1 Temmuz 2000

22.07.2008

Futbol Aşkına


Kadın olmak zordur deriz hep. Kadın mühendis olmak daha da zordur ama kadın futbolcu olmanın zorluklarını anlata anlata bitirebilir miyiz bilemiyorum. Düşünsenize sizinle aynı işi yapan erkekler sizin kazandığınız paranın en iyi ihtimalle yüz bin dolar fazlasını kazanıyorlar. Üstelik sizin bir iş garantiniz yok çünkü oynadığınız takım bir anda kapatılabilir.

İngiliz Milli Takımı'nın forveti Eniola Aluko iki sezon önce Charlton forması giyiyordu. Tabi ki bir transfer ücreti almıyodu. Sadece maç başına harçlık denebilecek bir miktar para eline geçiyordu. İki sezon önce Charlton erkek takımı üst sıralardan uzaklaşınca kulüp tasarruf yapmak amacıyla hemen kadın futbol takımı ve futbol akademisini kapattı. 140 futbolcu bir anda açıkta kaldı ve işin trajikomik yanı bu olayla kulüp sadece 250.000 sterlin kar etti.

Leeds United da benzer bir karar almış fakat Leeds'li oyuncular sponsor bulabildikleri için yollarına devam edebilmişti.

Problem burada işte. Kadın futbolunun ciddi bir finansal desteğe ihtiyacı var. Ama kim televizyonlarda neredeyse hiç yer bulamayan bir takıma uzun soluklu sponsor olur ki? Televizyon kanalları büyük kalabalıkları çekmeyen bu maçları neden yayınlasın ki? Üstelik maçların çok büyük bir kısmı şehir dışında naklen yayın yapabilmek için çok zor şartlara sahip sahalarda oynanıyor. Hatta kimi zaman maç günü sahaya gittiğinizde zeminin suyla kaplanmış olduğunu görüyorsunuz ve maç son anda iptal olabiliyor. Federasyonun keyfi kararları sonucu fikstüre uyulmadığı, maçların ertelendiği ve bunun herhangi bir yerde kamuoyuna duyurulmadığı durumlar o kadar çok ki.

Sadece İngiltere'de 1,1 milyon kadın futbol oynuyor. Yani bir şeyler yapmanın bu gidişi değiştirmenin zamanı çoktan gelmiş durumda.

Avrupa'da Norveç, Almanya ve İsveç'te durum nispeten daha iyi. Şu anda dünyanın tek profesyonel futbol takımı bu yıl UEFA Kupası finalisti olan İsveçli Umea. Dünyanın en iyi futbolcusu Marta da bu kulüpte oynuyor. Umea'da 13 futbolcunun sözleşmesi var ve erkekler kadar para kazanabiliyorlar. Amerika ise önümüzdeki sezon dünyanın ilk profesyonel ligini kurma çalışmaları yapıyor. Çalışmalar gerçeğe dönüşürse Avrupa'daki iyi oyuncular büyük ihtimalle Amerika'nın yolunu tutacaklar. Bu da Avrupa futbolu için tehlike çanlarını daha da kuvvetli çaldırabilir.

21.07.2008

U19 Şampiyonu İtalya

U19 Bayanlar Avrupa Şampiyonası'nda kupayı İtalya kazandı. Bu yıl on birincisi oynanan şampiyonada İtalyanlar, Parisi'nin 79. dakikada attığı penaltı golüyle Norveç'i 1-0 yendiler.

İki takımın oyuncuları da ilk defa böyle büyük bir organizasyonda final maçına çıktılar. Maçın başlarında bunun zorluğunu yaşadıkları hissediliyordu. Önce Azzurrine sakinleşti ve atakları yönlendirmeye başladı. Ardından Parisi ve Gueli sahneye çıktı. Onların yarattıkları tehlikelere cevap verebilecek bir Norveçli oyuncu maalesef yoktu.

Maçın bitiş düdüğüyle İtalya bir ilki gerçekleştiriyor ve Avrupa U19 şampiyonu oluyordu. Norveçliler için ise tarih tekerrür ediyor, tıpkı 2003'te olduğu gibi final maçından boynu bükük ayrılıyorlardı.